kendime bir dönüşlü fiil ısmarlarım her duyuşumda.

dinlemekle dinlenmek aynı başlayan, adeta tek yumurta ikizi gibi iki kelime. hmm.. bir ilgileri, yakından bağları, enerjetik akrabalıkları var belli ki.

kendini dinlemeye “dinlenmek” diyebilirim bana sorsan. dönüşlü fiil bak. dinlenirken fail de fiilden etkilenen de aynı sen, aynı ben. kimse beni dinlendiremez yani gelip dışarıdan, bir tek ben yapabilirim bunu. hatta kimse beni benim gibi dinleyemez de. ne anlattığımı, neye sevinip üzüldüğümü, şu hayatı niye yaşadığımı; başından bugüne nerelerden gelip geçtiğimi en yakından bilen benim sonuçta. bilmek: yaşamak. dinlemek: ihtiyacını anlamak. neye ihtiyacım var? bunun cevabı ta(m) içeride.

yoruldun mu? bir günün sonunda, bir ilişkide, bir işin bir yerinde, bir halin içinden geçerken… yoruldun mu?

‘yoruldum’ diyorsa içimdeki ses: dinlenme zamanı. ne zaman ve nasıl dinleneceğimi, yorulunca bana neyin iyi geleceğini; kendimle nasıl ilgileneceğimi en iyi kendim bilebilirim: içimden bilebilirim.

kendimi dinlersem kendime yakın olabilirim. dinlemediğim, yani ne dediğini umursamadığım biriyle gerçek bir ilişki, derin bir yakınlık kuramam ya; bu en çok kendimle ilişkimde geçerli. kulaklarım genel olarak dışarı açık, demek ki kendimi iç kulakla dinleyeceğim 🙂 içime açık kulağım, gönül gözüm, kalbim daima benimle olacak nereye gitsem, ne yaşasam, nasıl hissetsem… her an, her yerde.

dinlenmek: bütün eforları & hedefleri & dış sesleri olduğu gibi bırakıp kendime sarılmak. tanıdığıma, sevdiğime, beni dinleyene sarılırım ya en ihtiyacım olduğunda; kelimenin beni döndürdüğü içim de tam öyle. “döner döner” sarılırım kendime.

kendi sesime aşina ise iç kulağım, dinliyorsam kendimi; ne zaman istersem, ne zaman ihtiyaç duyarsam (ve zaman zaman yorulduğumu hissettiğimde de) kendim hemen anlar bunu, sonra gönlümüzce dinleniriz baş başa. oh mis. *-*

Yorum bırakın